Haberler |
yatIRImdan Özverİ İntahardIr |
||
3D Lojistik Dergisi Nilgün KELEŞ Röportajı |
Transer'in yurtdışı müşteriler ve acente ilişkilerinden sorumlu yönetim kurulu üyesi Nilgün Keleş ile yaptığımız sohbette, firmanın faaliyet ve hedefleri hakkında bilgilerin yanı sıra lojistik sektörünü bekleyen gerçekler üzerine görüşlerini aldık. Transer'in ağırlıklı faaliyet gösterdiği bölgeler nereler? Kuruluş tarihinden beri, niş pazarlarda çalışmalar yapan bir şirketiz. O yıllarda herkes Almanya'ya taşımacılık yaparken biz Fransa ile başladık. Arkasından İspanya, Portekiz ve İtalya geldi en son Romanya, Bulgaristan ve Kuzey Afrika'yı çalıştığımız ülkelere ekledik. Pazar stratejilerinizi nasıl belirliyorsunuz? Genel anlamda, az ilgi gören pazarları tespit edip oralarda sağlam büyümeyi tercih ediyoruz. Hiçbir zaman şirketimiz adına tam olarak bir büyüme rakamı vermedik; ama "çok iyi iş yapacağız" diye hedef koyduk. Bunun yanında belli kriterlerimiz var ve hesapsız kitapsız rekabet ediyor olmak istemiyoruz. Tabii ki piyasa şartlarının dışında tarifelendirme yapamayız, rekabetçi olabilmek için maliyetlerimizi sürekli kontrol altında tutmamızın şart olduğunu ve teklif olarak olması gerekenin üstünde olamayacağımızı çok iyi biliyoruz ancak bu doğrultuda bazı meslektaşlarımızın da onayladıkları veya direk müşteriden gelen, aslında tek taraflı ve her iki taraf içinde makul olmayan fiyat ve çalışma şartlarına evet dememeye, rekabeti bu şekilde yapmamaya çalışıyoruz. Ama sektörümüze baktığımız zaman maalesef, hesapsız kitapsız, sadece rekabet etmek adına şirketlerini tamamen mantıktan, kalıcı olmaktan çıkarmış uygulamalar görüyorum. Rekabet etmek ve bir müşteri daha almak uğruna, şirketlerini, geleceklerini tehlikeye atıyorlar ve piyasanın altında fiyatlar veriyorlar. Bu fiyatları verdiğinizde yatırım yapamazsınız, yatırımdan kıstığınızda ise şirketinizin geleceğinden fedakarlık yapmanız lazım. Nakliyeye, lojistiğe çok genel bakıldığında basit bir şeymiş gibi görünüyordu, ama değiL. Çünkü Türkiye'ye konulan kotalar, engellemeler var. Bütün dünya hızlı tüketim çarkına girdi. Bugün tekstilde bile hızlı tüketimi simgeleyen "fast fashion" terimi hakim. Dolayısıyla stok maliyetleri v.s. açısından kapsamlı bir organizasyon gerekiyor. Bu iyi organizasyonun sağlanması, bütün araçların en iyisi olması, bilgi teknolojilerinin ve bütün teknik yatırımların en son sistemlerde olması demektir. Beraberinde ise içeride çalışan elemanlarımızın en az bir yabancı dili ana dil seviyesinde konuşuyor olması gibi bir sürü şey getiriyor. Dolayısıyla yatırımdan fedakarlık yapmayı bir intihar gibi görüyorum. Aksine, doğru fiyatlandırıp mantıklı olmak gerekiyor. Çünkü biz 10 sene sonrasında da 20 yıl sonrasında da bu piyasada olmak istiyoruz. Türkiye'deki satın alma davranışında en güçlü faktörler neler sizce? Türkiye'deki satın almacıların lojistiğe gereken önemi vermedikleri kanaatindeyim. Bir şirket tasarruf etmek istiyorsa buna esas en çok stratejik ve bugünkü Türkiye şartlarında zaten çok ciddi şekilde aşağı çekilmiş olan lojistik maliyetlerinden başlamak istiyorlar. Bu birinci sorun, diğer bir sorun ise bu işle yükümlü olan bazı insanların yeterince konuya hâkim olmamaları ve kaliteli bir lojistik hizmetin şirketlerine katacağı artıları veya kalitesiz bir hizmetin kendilerine madden ve rekabet gücü anlamında neler kaybettireceğini hesaplıyor olamamaları. Bu tarz yaklaşımda maalesef sadece, kâğıt üzerinde ortaya çıkan lojistik giderleri ve buralardan yapılabilecek tasarrufların önemi görülüyor. Bir malzemenin geç gelmesinin veya alıcısına geç teslim edilmesinin çok büyük ve belki görünmez olan ama firmanın rekabet şansını direk olumsuz etkileyen maliyetleri olabiliyor. Yurt dışında şahsen çok satış yapıyor olmanın etkisi ile Avrupa'daki pek çok şirketin lojistik sorunlar nedeni ile Türkiye'yi bırakıp başka ülkelere yönelmiş olduğuna maalesef pek çok kez bizzat şahit oldum. Bulunduğunuz noktadan 20 yıl öncesine dönüp bir kıyaslama yaptığınızda sektörde neler görüyorsunuz? Uçtu... ! 20 sene öncesine baktığınızda gerçekten bir kalite kriteri yoktu; çok da çalışılmasından hoşlanılacak bir sektör değildi; ama bizim de başladığımız dönemde bir grup girdi sektöre ve bir çevre değişti. "Almanya'dan Uluslararası rekabette Türk lojistik sektörünün durumunu nasıl görüyorsunuz? Türkiye, AB'nin ekonomik imkanlarına sahip değil; bir bankaya gidiyorsunuz; kredi almakta zorlanıyorsunuz; kredi alabildiğinizde de maliyeti çok fazla. Endüstri bölgelerinde topraklar alıyorsunuz ve yarın bir gün buralarda iş yapamayabiliyorsunuz yani organizasyonsuzluk, düzensizlik var. Mevzuattaki sıkıntılar da buna ekleniyor. Yatırım yapmak istiyorsunuz, bürokrasi engel oluyor. Parayı kazanmak zaten çok zor; kazanıp üzerinize risk aldığınızda da bu defa bürokrasiyle uğraşıyorsunuz. Dünyada özel sektör yatırım yapmak istediğinde belediyeler onun peşinden koşarak, yatırımın kendi bölgesine gelmesini ister, ona ekstra haklar v.s verirler ama Türkiye'de bu tam tersi. Yurtdışından diğer lojistik firmaları da Türkiye'ye girmeye başladı. Türkiye artık eski korkulan ülke pozisyonunda değiL. Onlar için çok yakın bir pazar ve yerleşmeye ve payalmaya, başladılar. Tüm bu şartlar, biz yerli firmaları çok zorlayacak Lojistik sektörünün geleceği açısından AB sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? AB elbette sosyal anlamda çok güzel. Ülkenin bir yere gelmesi, demokrasinin gelişmesi, laikliğin korunmasına çok tarafım. Ama bence çok anlamsız biçimde, her şeyi de kopya ediyoruz. Orada uygulanmış bir takım kanunlarıveya piyasa uygulamalarınıalıp AB normları diye Türkiye'ye getirmeye ülke olarak hazır değiliz; bu bizleri çok zorluyor. Orada ömrünü tüketmiş, topluma/ekonomilerine zarar vermiş reformlar, kanunlar, uygulamalar bize reform adıyla geliyor; şahsen ben oradaki uygulamaların firmaları ne kadar zora soktuğunu görüyorum. Örneğin çalışma kanununu destekliyorum; ama Türkiye gerçeklerinde değiL. Avrupa ülkesindeki bu uygulamaların firmaları ve insanları nasıl zorluklara soktuğu zaman içerisinde tespit edilmiş. Bizler dezavantajlarını inceleyelim ve bir takım revizyonlar yapalım, aynı şeyleri yaşamayalım. Bana göre bunlar zorluklar doğuracak. Önümüzdeki döneme ilişkin firma hedefleriniz neler? 2010 yılı hedeflerimiz şimdiden çok net. 100 milyon Euro ciro hedefliyoruz. Yaklaşık 100 bin m2 kapalı alan depoya ulaşacağız. Şu anda 20 bin m2'deyiz. Topraklarımızı aldık. Avrupa yakasında 70 bin m2, Anadolu yakasında 90 bin m2. Bunların üzerine 6070 bin m2 antrepo yapmak gerçekçi bir plan. İç yapılanmamızı tamamlayarak ona ilişkin organizasyonu geliştiriyoruz. Bu konuyla ilgili profesyonel kurumlarla çalışıyoruz. Kurumsallaşmanın önemine çok inanıyoruz. Son üçyıldır bu konuda çok ciddi yatırımlar yaptık. Aile şirketi olmak iyi bir şey, ancak geleceğin garantisi kurumsallaşmakta. Bu çalışma sonucu otomotiv, tekstil ve kimyevi madde taşımacılığı alanındaki deneyimlerimizin bu sektörlerde işimiz i geliştirmeye uygun olduğu ortaya çıkınca, depo yatırımlarımızın başlangıcı olan toprak alımlarımızı gerçekleştirdik. Bilgi teknolojileri alanında önemli yatırımlar yaptık. Ve en önemlisi çalışanlarımıza yatırım yaptık. Bizim için en önce insan kaynağımız geliyor. En modern depoları yapabilir; en son model araçları alabilir; en üst düzey bilişim teknolojilerine yatırım yapabilirsiniz. Ama kaynaklarınızı yönetebilecek biri yoksa milyonlarca Euro'luk yatırımınız çöpe gider. Oysa, donanımlı elemanlarla, mimimum risk alarak çok güzel işler başarılabilir. Onun için şu anda en çok önem verdiğimiz, insan kalitemiz. Genç ve dinamik bir ekibimiz var. Ekibirnizin yaş ortalaması 30'dur. Biz yeni işe aldığımız gençleri, altyapısı kuvvetli insanlardan seçiyoruz. Daha sonra sektörel yoğun bir eğitim veriyoruz. Kurumsallaşma boyutunda neler yaptınız? 1999 yılına kadar kendimizi taşımacılık firması olarak konumlandırmıştık. 1999 yılında Arthur Anderson'dan 4 ay süren bir analiz ve danışmanlık hizmeti aldık. Bu çalışma sonucu otomotiv, tekstil ve kimyevi madde taşımacılığı alanındaki deneyimlerimizin bu sektörlerde işimizi geliştirmeye uygun olduğu ortaya çıkınca, depo yatırımlarımızın başlangıcı olan toprak alımlarımızı gerçekleştirdik. Bilgi teknolojileri alanında önemli yatırımlar yaptık. Ve en önemlisi çalışanlarımıza yatırım yaptık. Bizim için en önce insan kaynağımız geliyor. En modern depoları yapabilir; en son model araçları alabilir; en üst düzey bilişim teknolojilerine yatırım yapabilirsiniz. Ama kaynaklarınızı yönetebilecek biri yoksa milyonlarca Euro'luk yatırımınız çöpe gider. Oysa, donanımlı elemanlarla, mimimum risk alarak çok güzel işler başarılabilir. Onun için şu anda en çok önem verdiğimiz, insan kalitemiz. Genç ve dinamik bir ekibimiz var. Ekibimizin yaş ortalaması 30'dur. Biz yeni işe aldığımız gençleri, altyapısı kuvvetli insanlardan seçiyoruz. Daha sonra sektörel yoğun bir eğitim veriyoruz.
|

