bİr Öncekİ menÜ

Haberler

yatIRImdan Özverİ İntahardIr

 
 

3D Lojistik Dergisi Nilgün KELEŞ Röportajı

 

Sertrans 1988 yılında Hakan Keleş tarafından, Türkiye'nin ithalat ve ihracatında önemli bir yer alacağını düşündüğü Fransa, İspanya, Portekiz ve Yunanistan hatlarında karayolu nakli­ye hizmeti vermek için kurul­muş. Bugün 400 personel, 240 özmal araç, 200.000m2 alan üzerine kurulu 30.000m2'yi aşan kapalı depo ve antreposu ile iş hacmini daha da artırmayı hedefliyor
2007 yılı itibariyle tüm iştirak şirketlerini Sertrans Holding şemsiyesi altında toplama ka­rarı alan Sertrans, ana faaliyet alanı olan lojistik hizmetleri’ ni de Transer Logistics mar­kası ile vermeye devam ediyor.

Transer'in yurtdışı müşteriler ve acente ilişkilerinden sorumlu yönetim kurulu üyesi Nilgün Keleş ile yaptığımız sohbette, firmanın faaliyet ve hedefleri hakkında bilgilerin yanı sıra lojistik sektörünü bekleyen gerçekler üzerine görüşlerini aldık.

Transer'in ağırlıklı faaliyet gösterdiği bölgeler nereler?

Kuruluş tarihinden beri, niş pazarlarda çalışmalar yapan bir şirketiz. O yıllarda herkes Almanya'ya taşımacılık ya­parken biz Fransa ile başla­dık. Arkasından İspanya, Por­tekiz ve İtalya geldi en son Romanya, Bulgaristan ve Ku­zey Afrika'yı çalıştığımız ül­kelere ekledik.

Pazar stratejilerinizi nasıl be­lirliyorsunuz?

Genel anlamda, az ilgi gören pazarları tespit edip oralarda sağlam büyümeyi tercih edi­yoruz. Hiçbir zaman şirketimiz adına tam olarak bir büyüme rakamı vermedik; ama "çok iyi iş yapacağız" diye hedef koyduk. Bunun yanında belli kriterlerimiz var ve hesapsız kitapsız rekabet ediyor olmak istemiyoruz. Tabii ki piyasa şartlarının dışında tarifelendirme yapamayız, rekabetçi olabilmek için maliyetlerimizi sürekli kontrol altında tutmamızın şart olduğunu ve teklif olarak olması gerekenin üstünde olamayacağımızı çok iyi biliyoruz ancak bu doğrultuda bazı meslektaşlarımızın da onayladıkları veya direk müşteriden gelen, aslında tek taraflı ve her iki taraf içinde makul olmayan fiyat ve çalışma şartlarına evet dememeye, rekabeti bu şekilde yapmamaya çalışıyoruz. Ama sektörümüze baktığımız zaman maalesef, hesapsız kitapsız, sadece rekabet etmek adına şirketlerini tamamen mantıktan, kalıcı olmaktan çıkarmış uygulamalar görüyorum. Rekabet etmek ve bir müşteri daha almak uğruna, şirketlerini, geleceklerini tehlikeye atıyorlar ve piyasanın altında fiyatlar veriyorlar. Bu fiyatları verdiğinizde yatırım yapamazsınız, yatırımdan kıstığınızda ise şirketinizin geleceğinden fedakarlık yapmanız lazım.

Nakliyeye, lojistiğe çok genel bakıldığında basit bir şeymiş gibi görünüyordu, ama değiL. Çünkü Türkiye'ye konulan kotalar, engellemeler var. Bü­tün dünya hızlı tüketim çar­kına girdi. Bugün tekstilde bi­le hızlı tüketimi simgeleyen "fast fashion" terimi hakim. Dolayısıyla stok maliyetleri v.s. açısından kapsamlı bir organizasyon gerekiyor. Bu iyi organizasyonun sağlanma­sı, bütün araçların en iyisi ol­ması, bilgi teknolojilerinin ve bütün teknik yatırımların en son sistemlerde olması de­mektir. Beraberinde ise içeri­de çalışan elemanlarımızın en az bir yabancı dili ana dil se­viyesinde konuşuyor olması gibi bir sürü şey getiriyor. Dolayısıyla yatırımdan feda­karlık yapmayı bir intihar gi­bi görüyorum. Aksine, doğru fiyatlandırıp mantıklı olmak gerekiyor. Çünkü biz 10 sene sonrasında da 20 yıl sonrasın­da da bu piyasada olmak isti­yoruz.

Türkiye'deki satın alma dav­ranışında en güçlü faktörler neler sizce?

Türkiye'deki satın almacıların lojistiğe gereken önemi vermedikleri kanaatindeyim. Bir şirket tasarruf etmek isti­yorsa buna esas en çok strate­jik ve bugünkü Türkiye şartla­rında zaten çok ciddi şekilde aşağı çekilmiş olan lojistik maliyetlerinden başlamak is­tiyorlar. Bu birinci sorun, di­ğer bir sorun ise bu işle yü­kümlü olan bazı insanların yeterince konuya hâkim ol­mamaları ve kaliteli bir lojis­tik hizmetin şirketlerine kata­cağı artıları veya kalitesiz bir hizmetin kendilerine madden ve rekabet gücü anlamında neler kaybettireceğini hesap­lıyor olamamaları. Bu tarz yaklaşımda maalesef sadece, kâğıt üzerinde ortaya çıkan lojistik giderleri ve buralar­dan yapılabilecek tasarrufla­rın önemi görülüyor. Bir mal­zemenin geç gelmesinin veya alıcısına geç teslim edilmesi­nin çok büyük ve belki gö­rünmez olan ama firmanın rekabet şansını direk olum­suz etkileyen maliyetleri ola­biliyor. Yurt dışında şahsen çok satış yapıyor olmanın et­kisi ile Avrupa'daki pek çok şirketin lojistik sorunlar ne­deni ile Türkiye'yi bırakıp başka ülkelere yönelmiş ol­duğuna maalesef pek çok kez bizzat şahit oldum.

Bulunduğunuz noktadan 20 yıl öncesine dönüp bir kıyas­lama yaptığınızda sektörde neler görüyorsunuz?

Uçtu... ! 20 sene öncesine baktığınızda gerçekten bir ka­lite kriteri yoktu; çok da çalı­şılmasından hoşlanılacak bir sektör değildi; ama bizim de başladığımız dönemde bir grup girdi sektöre ve bir çev­re değişti. "Almanya'dan
lran'a 15 bin marka gider" devri kapandı ve bu iş profes­yonel anlamda algılandı. Şart­lar da değişti; para çok daha kıymetli olmaya başladı. Bu dönemde firmalar da kendile­rini geliştirmek ve iyileştir­mek zorunda kaldılar. Yeni firmalarla sektörün tazelen­mesi; globalleşmesi gibi et­kenlerle şimdi sektör çok da­ha gelişiyor. Özellikle müşte­rilerin her şeyi tek bir firma­dan bekliyor olması; nakliye­sinden, gümrüğüne, depola­masına, elleçlemesine kadar bütün bir zinciri düşündüğü­nüzde, çok büyük yatırımla­rın yapıldığını görüyorsunuz. Bu iş gerçekten kafayı buna yoranın ve hayatını buna ada­yanın işi olmaya başladı. Yatı­rımlar çok büyüdü; on bin­lerce metrekare toprağınızın, onun üzerinde on binlerce metrekare deponuzun, onlar­ca belki yüzlerce öz mal tırla­rınızın olması lazım. Bu tırla­rınızın nitelikli olması, içeri­de çalıştığınız program sis­temlerinizin kalifiye olmasılazım; kısaca çok ciddi bir ya­tırım gerektiriyor ve bu yatı­rımları gerçekleştirmek de ar­tık çok zorlaştı. Firma sayıla­rı azalmaya başlıyor. Bazı fir­malar seçilmeye başlıyor ve bu acımasız süreç devam edi­yor, maalesef herkes kalıcı olamayacak.

Uluslararası rekabette Türk lojistik sektörünün durumunu nasıl görüyorsunuz?

Türkiye, AB'nin ekonomik imkanlarına sahip değil; bir bankaya gidiyorsunuz; kredi almakta zorlanıyorsunuz; kredi alabildiğinizde de mali­yeti çok fazla. Endüstri böl­gelerinde topraklar alıyorsu­nuz ve yarın bir gün buralar­da iş yapamayabiliyorsunuz yani organizasyonsuzluk, dü­zensizlik var. Mevzuattaki sı­kıntılar da buna ekleniyor. Yatırım yapmak istiyorsunuz, bürokrasi engel oluyor. Para­yı kazanmak zaten çok zor; kazanıp üzerinize risk aldığı­nızda da bu defa bürokrasiyle uğraşıyorsunuz. Dünyada özel sektör yatırım yapmak istediğinde belediyeler onun peşinden koşarak, yatırımın kendi bölgesine gelmesini is­ter, ona ekstra haklar v.s ve­rirler ama Türkiye'de bu tam tersi.

Yurtdışından diğer lojistik firmaları da Türkiye'ye gir­meye başladı. Türkiye artık eski korkulan ülke pozisyo­nunda değiL. Onlar için çok yakın bir pazar ve yerleşmeye ve payalmaya, başladılar. Tüm bu şartlar, biz yerli fir­maları çok zorlayacak

Lojistik sektörünün geleceği açısından AB sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

AB elbette sosyal anlamda çok güzel. Ülkenin bir yere gelmesi, demokrasinin geliş­mesi, laikliğin korunmasına çok tarafım. Ama bence çok anlamsız biçimde, her şeyi de kopya ediyoruz. Orada uygu­lanmış bir takım kanunlarıveya piyasa uygulamalarınıalıp AB normları diye Türki­ye'ye getirmeye ülke olarak hazır değiliz; bu bizleri çok zorluyor. Orada ömrünü tü­ketmiş, topluma/ekonomile­rine zarar vermiş reformlar, kanunlar, uygulamalar bize reform adıyla geliyor; şahsen ben oradaki uygulamaların firmaları ne kadar zora soktu­ğunu görüyorum. Örneğin çalışma kanununu destekli­yorum; ama Türkiye gerçek­lerinde değiL. Avrupa ülkesin­deki bu uygulamaların firma­ları ve insanları nasıl zorluk­lara soktuğu zaman içerisinde tespit edilmiş. Bizler deza­vantajlarını inceleyelim ve bir takım revizyonlar yapalım, aynı şeyleri yaşamayalım. Ba­na göre bunlar zorluklar do­ğuracak.

Önümüzdeki döneme ilişkin firma hedefleriniz neler?

2010 yılı hedeflerimiz şimdi­den çok net. 100 milyon Euro ciro hedefliyoruz. Yaklaşık 100 bin m2 kapalı alan depo­ya ulaşacağız. Şu anda 20 bin m2'deyiz. Topraklarımızı al­dık. Avrupa yakasında 70 bin m2, Anadolu yakasında 90 bin m2. Bunların üzerine 6070 bin m2 antrepo yapmak ger­çekçi bir plan. İç yapılanma­mızı tamamlayarak ona iliş­kin organizasyonu geliştiri­yoruz. Bu konuyla ilgili pro­fesyonel kurumlarla çalışıyo­ruz. Kurumsallaşmanın öne­mine çok inanıyoruz. Son üçyıldır bu konuda çok ciddi yatırımlar yaptık. Aile şirketi olmak iyi bir şey, ancak gele­ceğin garantisi kurumsallaş­makta.
Bizim için öz mal ile büyü­rnek çok önemli. Ülke koşul­larından dolayı, riskleri hep en azda tutarak yürüdük. Do­layısıyla tüm kazancımızı ya­tırıma dönüştürdük ki o da hiç kolay değil; kazandığımızı biriktirerek işimiz i büyütüyo­TUZ bu da bizi kabiliyetimiz, altyapımıza ve yapabilirlikle­rimize nazaran çok daha ya­vaş hareket etmeye zorluyor. Ancak Türkiye şartlarında böyle olmasını firmamız açı­sından uzun vadede çok daha faydalı görüyoruz.

Bu çalışma sonucu otomotiv, tekstil ve kimyevi madde taşı­macılığı alanındaki deneyim­lerimizin bu sektörlerde işi­miz i geliştirmeye uygun ol­duğu ortaya çıkınca, depo ya­tırımlarımızın başlangıcı olan toprak alımlarımızı gerçek­leştirdik. Bilgi teknolojileri alanında önemli yatırımlar yaptık. Ve en önemlisi çalı­şanlarımıza yatırım yaptık. Bizim için en önce insan kay­nağımız geliyor. En modern depoları yapabilir; en son model araçları alabilir; en üst düzey bilişim teknolojilerine yatırım yapabilirsiniz. Ama kaynaklarınızı yönetebilecek biri yoksa milyonlarca Euro'­luk yatırımınız çöpe gider. Oysa, donanımlı elemanlarla, mimimum risk alarak çok gü­zel işler başarılabilir. Onun için şu anda en çok önem ver­diğimiz, insan kalitemiz. Genç ve dinamik bir ekibimiz var. Ekibirnizin yaş ortalama­sı 30'dur. Biz yeni işe aldığı­mız gençleri, altyapısı kuv­vetli insanlardan seçiyoruz. Daha sonra sektörel yoğun bir eğitim veriyoruz.
Etik olmak çok üzerinde dur­duğumuz bir konu. Müşteri­mize, çalışanlara, topluma karşı etik olmayı; çevreye karşı duyarlı olmayı kuruldu­ğumuz ilk günden beri asli görevimiz ve olmaz ise olma­zımız olarak görüyoruz.

Kurumsallaşma boyutunda neler yaptınız?

1999 yılına kadar kendimizi taşımacılık firması olarak ko­numlandırmıştık. 1999 yılın­da Arthur Anderson'dan 4 ay süren bir analiz ve danışman­lık hizmeti aldık.

Bu çalışma sonucu otomotiv, tekstil ve kimyevi madde taşı­macılığı alanındaki deneyim­lerimizin bu sektörlerde işi­mizi geliştirmeye uygun ol­duğu ortaya çıkınca, depo ya­tırımlarımızın başlangıcı olan toprak alımlarımızı gerçek­leştirdik. Bilgi teknolojileri alanında önemli yatırımlar yaptık. Ve en önemlisi çalı­şanlarımıza yatırım yaptık. Bizim için en önce insan kay­nağımız geliyor. En modern depoları yapabilir; en son model araçları alabilir; en üst düzey bilişim teknolojilerine yatırım yapabilirsiniz. Ama kaynaklarınızı yönetebilecek biri yoksa milyonlarca Euro'­luk yatırımınız çöpe gider. Oysa, donanımlı elemanlarla, mimimum risk alarak çok gü­zel işler başarılabilir. Onun için şu anda en çok önem ver­diğimiz, insan kalitemiz. Genç ve dinamik bir ekibimiz var. Ekibimizin yaş ortalama­sı 30'dur. Biz yeni işe aldığı­mız gençleri, altyapısı kuv­vetli insanlardan seçiyoruz. Daha sonra sektörel yoğun bir eğitim veriyoruz.
Etik olmak çok üzerinde dur­duğumuz bir konu. Müşteri­mize, çalışanlara, topluma karşı etik olmayı; çevreye karşı duyarlı olmayı kuruldu­ğumuz ilk günden beri asli görevimiz ve olmaz ise olma­zımız olarak görüyoruz.